‘Faiz artışı ekonomi için tehlikeli olacaktı’

Ekonomist Ali Ağaoğlu ve gazeteci Hakan Güldağ, Merkez Bankası’nın faiz kararlarını değerlendirdi. Dünya’daki haftalık sohbetlerinde TCMB’nin beklendiği gibi faiz artırımına gitmediğini kaydeden ikili, zaten Faiz artışının gereksiz olacağı gibi, ekonomi açısından tehlikeli olacağına da dikkat çekti. Reel sektörün dolar ve Euro’nun daha da düşmesi yönünde bir talebinin olmadığını vurgulayan Ağaoğlu ve Güldağ, Döviz Tevdiat Hesapları’nın sağlanmakta olan güvenle birlikte çözülmeye başlayacağını öne sürdü, haziran ile birlikte faizlerin de düşmeye başlayacağı iddiasında bulundu.

Güldağ: Merkez Bankası bir değişiklik yapmadı. Politika faizini 17’de tuttu. Piyasanın da ağırlıklı beklentisi bu yöndeydi. Epey bir süredir sen de ‘faiz artırımını gerektiren koşullar yok’ diyorsun. Son 200 puanlık artırımla zaten önden yükleme yapmıştı çünkü… Kurlarda da tansiyon yükselmediğine göre piyasa da faiz kararını onaylıyor sanki…

Ağaoğlu: Kur tarafında hafif bir gevşeme dahi oldu. Aslına bakarsan piyasa son günlerde bir çıt ‘Merkez faiz artırsın’ baskısı kurma gibi bir çaba içindeydi. Ama katılıyorum, daha fazla faiz artırılması gereken bir ortamda değiliz şu an. Bu seviye yeterli. Enflasyon geçen yılın baz etkisinden dolayı bir parça daha yukarıda kalmaya devam edecek. Ama bu 15.5-16 bandını aşmayacak.

Güldağ: 5-6 ay sonra da enflasyon inişe geçer diye bekleniyor…

Ağaoğlu: Mayıs ayında da yavaş yavaş yüksek oranlar çıkıp yerine, şu andaki istikrarlı kur ortamının sağladığı daha düşük fiyatlar girecek diye bekliyoruz. Bu çerçevede Merkez Bankası faizi 17’nin üzerinde artırdığında pek bir fayda sağlayacağını zannetmiyorum.

Güldağ: Geç kalındı mı? Evet. Hatalar yapıldı mı? Evet. Fakat sonunda atılması gereken adımlar da atıldı…

Ağaoğlu: Bu adımları atarken de şunu da söylüyorlar: “Sıkı para politikasını sürdürmeye devam edeceğiz” diyorlar.

Güldağ: “Gerekirse ilave sıkılaştırma yapılabilir” de diyorlar…

Ağaoğlu: Bu karar aslında sağlam bir tavırdır. Beklentilerin yönetilmesi açısından da önemli. Merkez faizleri çok hızlı bir şekilde indireceğim de demiyor.

Güldağ: Söylem eylemle, yani doğrultu tutarlılığı ile örtüşüyor. Devamı gelecek hissi veriyor…

Ağaoğlu: Evet. Enflasyon bağlantılı açıklama yapan Merkez Bankası’nın yüksek faizleri bir süre daha devam ettireceğini düşünebiliriz. Piyasa da benzer bir şey düşünüyor. Haziran ayındaki toplantıdan sonra bir faiz indirimi dönemine girebiliriz. Ama onun için Merkez’in bir miktar döviz alması iyi olabilir.

Güldağ: Hiç süphesiz tutarlılık daha da oturmalı ki, tüm aktörler açısından güven tesis edilsin… Edilsin ki, ‘ters dolarizasyon’ senaryosu işlesin. Biraz Nasrettin Hoca hikâyesine benzedi ama…

Ağaoğlu: Onun verdiği güvenle de döviz tevdiat hesaplarında bir miktar çözülme olsun… Doğrusu ben olacağını düşünüyorum. Türk halkının sağduyusuna güveniyorum.

Güldağ: Üstelik faiz artırımına gitseydi Merkez, kimi yabancı portföy yatırımcılarını da Türkiye varlıklarından çıkmaya teşvik edebilirdi. Çünkü onlar faiz artsın da TL daha fazla değer kazansın, biz de daha çok döviz alıp çıkalım’ fikrinde olabiliyor. Öte yandan, asıl riskler jeopolitik tarafta bence. Bir de ‘seçim’ lafı çok dillendirilmeye başladı…

Ağaoğlu: Cumhurbaşkanı’nın bazı siyasilerle görüşmesi sonrası erken seçim tartışmaları yeniden gündeme gelmeye başladı. Ama henüz erken seçimin önemli bir parametre olarak denklemin içinde olduğunu düşünmüyorum. O yüzden de Merkez Bankası’nın politikaları ve tavrı piyasa açısından daha öncelikli olacak. Bu arada, iyi bir şey de oldu. Para Politikası Kurulu’ndan faiz kararı çıkmayınca, bankacılık hisselerinde daha pozitif bir seyir ortaya çıktı.

Güldağ: Bu önemli çünkü ben reel sektör tarafında da, bu söylentilerin yakından takip edildiğini gözlemliyorum. Şu sıralar “seçim olur mu”, “Maliye ile Merkez Bankası’nın arası limoni imiş, doğru mu”, “Cumhurbaşkanı’nın DEİK Genel Kurulu’ndaki faizle ilgili söylemlerine ne diyorsun”, “acaba bu politika devam eder mi, yoksa bunun ömrü de kısa mı olur” gibi soruları daha sık duyuyorum doğrusu…

Ağaoğlu: Süreci doğru yönetmek gerekiyor…

Güldağ: Belki de, ‘2023’ten önce seçim yok’ açıklaması yapılsa faydası olur. Nasıl durduk yere faiz artırımına gerek yoksa erken seçime de gerek yok. Ben hiç bir üreticiden, tüccardan, iş insanından ‘seçim’ talebi duymadım. Türkiye ekonomisinin ihtiyacının bir erken seçim olduğunu düşünmüyorum. Zira yapılacak iş çok ve bunun önünü tıkayan bir siyasi ortam yok. Şimdi bizim 300’lere düşen CDS’lerimizi daha da aşağıya çekecek bir reform paketine ihtiyacımız var. Avrupa’nın Yeşil Mutabakatına hazırlanmaya ihtiyacımız var. Ama bir erken seçime ihtiyaç yok..

Ağaoğlu: Önceki gün Hazine’nin yaptığı bir tahvil satışları vardı. 3.5 milyar dolarlık satışa karşı 15 milyar dolar civarında bir talep geldi deniyor. Bu iyi bir haber. Öte tarafta 10 yıllığın getirisi 5.95. Bu da kötü bir haber. O yüzden bu güven meselesinin üzerinde durmalıyız. Hukuk reformuna gelince hem yurt içinde hem yurtdışındaki merkezlerin beklediği bazı adımlar var. Mesela Osman Kavala’nın serbest bırakılması gündeme gelebilir. Her ne kadar reformlar denmese de iyi niyet göstergesi olarak algılanır. Duyduğun bir şey var mı?

Güldağ: Reformlar kademe kademe ilan edilecek deniliyor. Çok uzamayacağı kanaatindeyim…

Ağaoğlu: Diğer taraftan ekonomi yönetimindeki kadrolarda da Bakan ve TCMB Başkanı dışında hiçbir değişiklik yapılmadı. Yani onlar eskiden bütün her şeyi çok iyi yapıyorlar mıydı da biz şu an bu faiz seviyelerindeyiz diye bir soru sorarsan tartışmamız gerekir. O yüzden bu soruların sorulma sıklığını azaltacak bazı değişikliklerin, en azından vitrin amaçlı bile olsa, yapılması lazım. Şu anda bu daha temkinli düşünmeye itiyor. Sanırım bunun bir kısmı DTH tarafındaki yerleşik vatandaşlarımızın tavrında da görülüyor. Bir kısmı da hızlı gelmeyen yabancılarda görülüyor. Burada demek ki bir iki adım daha atılması gerekiyor.

Güldağ: Bir de önceki dönemde kapanan kimi devrelerin bu dönemde açılmasına da çalışmak gerekebilir…

Ağaoğlu: Bazı devreler kapalı evet. Türkiye’de oluşan faizlerle Londra’da oluşan faizler arasında değişiklikler oluyor. Normalde bunların birleşik kaplar misali çalışması lazım. Geçtiğimiz dönem swap yasaklarıyla biz o köprüleri yıkmıştık. Onları çalışır hale getirmek lazım. Ufak tefek adımlar atılıyor. Merkez’in attığı attığı adımların da adeta payandalar gibi desteklenmesi gerekir.

Güldağ: Başka şansımız kalmadığı için bence hem dış politikada hem reformlarda ekonomi dostu adımlar gelir. Birçok açıdan stoklarımızın eridi. Bunu aşmak için rotayı hiç çıkmamak lazım.

Emtia otobüsünde 100 yolcunun 60’ı ve de şoför Çinli…

Güldağ: Bizim hızlıca virüs sonrasına hazırlanmamız lazım. Dünya hareketlenip hızlanıyor. Sadece Biden meselesi de değil, emtia tarafında da önemli gelişmeler var. İçeride büyük üreticilerimizle birlikte bu hammaddeleri kullanan daha orta boy firmalar ve üretic iler arasında ciddi bir çekişme var. Ciddi şiikâyetler de söz konusu.

Ağaoğlu: Buna katılıyorum. İstanbul Sanayi Odası buna eğilmiş durumda. Çelik üreticileriyle benim de katılmış olduğum bir panel düzenlendi. Burada yine MB’ye omuz vermek zorundayız. Yurtdışındaki tedarik zincirlerinin bozulması çok ciddi sorunları beraberinde getiriyor, bu da fiyat artışlarını getirdi. Nedir dersen mesela navlun fiyatları çok fazla yükseldi. Özellikle Çin’den Avrupa’ya olan tarafta bu çok fazla. Yine bir dengesizlikten kaynaklanıyor. Çin üretiyor, orada bir problemi yok fakat o malı bir yere ulaştırmak lazım. Tıpkı 2018’de Türkiye’nin başına gelen kurdaki sert yükselişle ithalat yapacağımız boş TIR bulamadık ve fiyatlar yükseldi. TIR’ı boş getirip dolu gönderdik bu durumda da iki katı fiyat ödedik. Benzer bir durumu Çin de yaşıyor. Bu navlun ücretini de fiyatlarına yansıtıyor. Mesela gemi yapımı da olmuyor. Çin’in izlediği politikalarda ham madde tedariği dışında bunların taşınmasında da ciddi sorunlar çıkarmış durumda. Bunların arasında üreticilerin vergiler ve gümrük duvarlarıyla korunduğu yönünde temel eleştiriler var. Üreticiler diyor ki biz bunun rekabeti ve anti dampinglerle başımız belada. Biz aslında yassı çelikte bir açık yaşıyoruz ama hem ithalat hem de ihracatla açığımız görece az. Kalite sıkıntısı da var. Korona virüs sonrası ortaya çıkan talep artışı ister istemez bu maddelere aşırı rağbet edilmesini sağladı. Bunu şöyle benzetti bir üretici arkadaşımız; “mudilerin tümünün bankalardan parasını çekmesi sonrası bankanın düşeceği duruma” benzetti. Fiyatların ister istemez yükseldiğini söylediler. Tedarikçilerle kullanıcılar arasında üretimin ortak planlanması için bazı adımlar atılması şart gibi görünüyor. Kontratlı alım-satım zemini oluşturulması gerekiyor. Kullanıcı taahhüt etmeli ki, ben orada devamlı alıcı olayım diye her ay ihtiyacımın yüzde 10’unu, 20’sini alayım. Karşı taraf da taahhüt etmeli ki, ben üretimimden şu kadar tonu bu alıcıya ayıracağım. Bunun gibi bir fiyat dengesinin oluşturulması gerekiyor. Türkiye’nin özellikle inşaat ürünlerinde kapasite fazlası var yassı ürünlerde kapasite ihtiyacı var. Yeni yatırımlar yapılacağı söyleniyor. Ama eninde sonunda tedarikçi ile kullanıcı arasındaki arz-talep dengesini oluşturacak yapının oluşması gerekiyor. Öte türlü her iki tarafta da planlama yapılamıyor.

Güldağ: Bir başka çelik üreticisi de bana dedi ki çalıştığımız bir firma bugüne kadar hep stokla çalışırdı, şimdi onları da bir ara eritmiş, sürekli peşimde bana çelik gönder diyor. Böyle özel istekler de dengeleri bozuyor. Senin ettiğin sohbette de konuşuldu mu, çelik tarafındaki emtia fiyatları artmaya devam mı edecek, nasıl bir gelişme bekliyorlar?

Ağaoğlu: Çok da fiyat konuşulmadı. Bence doğru da yapıldı. Fiyat oluşması mekanizmanın dengelenmesi lazım. Nereye gidecekle ilgili en güzel ipucunu sektör temsilcileri şöyle anlatıyor, çelik sektörü bir otobüse benziyor 100 yolcunun 60’ı Çinli, üstüne üstlük şoför de Çinli! Hal böyle olunca Çin tarafındaki talep meselesi bütün sektörü yönlendirici durumda oluyor. Şu anda göründüğü kadarıyla bir geri çekilme de görülmüyor.

Güldağ: Zannediyorum ki o talep devam da edecek gibi. Esas itibariyle bunun sinyali 11 Şubat’taki Çin yılbaşından sonra bekleniyor. Ama aslında gözden kaçtı, aralık ayında Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi ile Çin Devlet Konseyi, yani bakanlar kurulu bir ortak çalışma yapıyorlar. Orada önemli kararlar aldılar. En önemlilerinden biri talep reformu… Çin bir nevi diyor ki, yurtdışından talep olmasa da büyüme tempomu aşağı çekmemek adına orta direği destekleyeceğim. Talebin de düşmesine fazla imkân tanımayacaklar gibi görünüyor.

“Kurların daha da düşmesi işimize yaramaz”

Güldağ: Ortada bir sorun var. Rota düzeliyor. Maliye Bakanlığı gereken adımları atıyor. Merkez Bankası da öyle… Ama ne yaparsak yapalım, 235 milyar dolarlık döviz tevdiat hesapları öyle kemik gibi duruyor. Evet, sabır gerekir dedik ama biraz olsun bir kıpırdanma da mı olmaz… Kısacası, kurlardaki tansiyon düşmesine rağmen iki şey çok fazla olmuyor; tüketici güveni beklenen ölçüde artmıyor, DTH’lar beklenen ölçüde çözülmüyor. Ne diyorsun? Sanıyorum, bir süre önce tedirgin olup yastık altına ve daha çok da banka kasalarına giden dövizler şimdi tekrar hesaplara dolayısıyla kayda giriyor. Ondan da kaynaklı bir artış oldu DTH’larda… Yoksa küçük de olsa geçen haftadan itibaren bir çözülme işareti var.

Ağaoğlu: Kur kısmıyla çok farklı bir yorumum yok. Dövizde şimdiki seviyeler düşmesinden daha iyi.

Güldağ: Zaten sanayicimizin de böyle bir talebi de yok. İhracat tarafında bizi zorlayacak, ithalatta dengeleri bozacak. Sanayici dolar/TL’nin 7’nin altına inmesi bizim işimize yaramaz diyor.

Ağaoğlu: İş yapabilir olmak için istikrarlı bir bantta ilerlemeli. Çarkların tekrar çevirilmesi için küçük küçük enerjilerle rotaya koymak lazım. Kur tarafındaki görüşüm mart sonuna kadar değişmeyecek.

Güldağ: Altın ve gümüş tarafında?

Ağaoğlu: Majör bir yükseliş için altının 1750-1780’lere kadar gerilemesi gerektiğini düşünen taraftayım. O yüzden altın tarafında biraz negatifim. Gümüşte de bir miktar gerileme söz konusu, Gümüş zaten altını da geriye çeken oldu. Yukarı çıkamıyorlar, çok da zorlanıyorlar bence de çok da hatalı görünmüyor. Petrol fiyatları bence olması gerekenden yüksek, OPEC+ manipülasyonu nedeniyle. Çok da radikal bir kırılma beklemiyorum. DTH’lar tarafında ekonomiye dönüşle birlikte faiz kazanmaya başladılar. Halen daha o güven meselesi insanlara ulaşmış değil. Ekonomiyi çalıştıran en önemli unsur güvendir.

Kaynak: merkezolur.com

Ekonomi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir